| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Hasan UçarRSSYorum RSS
2 "su" etiketi kullanan gönderi "su" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Dünya Su Forumu Yaklaşıyor… 

Önümüzdeki Mart ayında ise İstanbul’da 5. düzenlenecek olan Dünya Su Forumu (WWF) 1997 yılında Dünya Su Konseyi (FFC) ile eşzamanlı olarak ve konsey tarafından kuruldu. WWF’nin ikinci toplantısı 2000 yılı Mart ayında Hollanda’da gerçekleştirildi. Her üç yılda bir toplanan WWF’nin bir sonraki toplantısı ise 2003 yılında Osaka/Japonya’daydı. Son toplantı ise 2006 yılında Meksika’da yapıldı. Meksika’da yapılan son toplantıyı yüz bini aşkın insan tarafından protesto edildi.

WWC ve WWF’nin birbirlerine çok benzeyen kuruluşlar olduğunun altını çizmek gerek. WWC’nin üyeleri arasında kimler olduğuna bakarsak karşımıza aralarında dünyadaki en büyük su şirketlerinin ile en büyük yatırım bankalarının olduğu çok sayıda şirket ve kurumu göreceğiz (http://www.worldwatercouncil.org). Konseyin düzenlediği bu forumunda da patronların bir araya geldiği bir organizasyon olduğunu görebilir. Yine aynı konseyin üyeleri içerisinde devlet kurumları da yer almaktadır. Türkiye’den katılımlara baktığımızda da özelikle inşaat, enerji gibi mühendislik alanlarında faaliyet yürüten barajlar, hidroelektrik santraller kuran şirketleri (Doğuş İnşaat, Ceylan İnşaat, Ecetur, Güriş İnşaat, Eren İnşaat, Limak İnşaat, Kiska İnşaat, İçtaş İnşaat, Nurol İnşaat, Peker İnşaat, Tefken Holding) ve DSİ ve İSKİ gibi enerji ve suyun kamu ayağını oluşturan kurumları görmekteyiz. Listede ismi olan şirketleri biraz araştırdığımızda şirketlerin özelleştirmelerde çimento, baraj, hidroelektrik santrallerinin ya tamamını satın aldıklarını ya da işletmesini üstlendiklerini görebiliriz. Dünya su forumuna karşı meslek odalarının öncülüğünde kurulan Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu (http://www.suplatformu.net) halkı yapılacak olan forum hakkında bilgilendirmeyi, foruma karşı halkı örgütlemeyi, forumdan sonra yapılacak özelleştirmelere halkı örgütlemeyi amaçlamaktadır.

‘Sudan Bir Mesele’ 

‘Su Hayat’tır’. Bu cümleyi bir yerlerden hatırlıyorsunuzdur. Pek çok yerde duymuşuzdur ya bir reklamda duydunuz ya da aldığınız bir suyu şişesinin üzerinde görmüşsünüzdür. ‘Su Hayat’tır’, suyu para ile satan bir firmanın kullandığı bir slogan. Doğrudur su yaşamdır ve başta insan metabolizmasında olmak üzere doğada gerçekleşen pek çok olay su içerisinde ya da su aracılığı ile olmaktadır. Bugün Mars’ta yaşam olup olmadığı araştırılırken önce su var mı yok mu o tespit edilmeye çalışıyor. Suyun varlığı yaşama dair bir belirti olarak kabul ediliyor. Yaşamamız için, içmek, yemek yapabilmek, yıkanabilmek vs. işleri yapabilmek için suya ihtiyacımız var.

Suyun yaşam olduğu aksi iddia edilemez bir gerçek; ancak bugün bu gerçeğin karşında durmak yerine onu kullanmak istiyorlar. ‘Su Hayat’tır’ diyenler suyu satmayı ‘Su üzerinden nasıl daha fazla para kazanırım’ ı düşünüyorlar. Küresel ısınma denen şey su kaynaklarını yok etmekte, dünya nüfusuysa artmakta. Su da ister istemez azalıyor. Serbest piyasa ekonomisinin hüküm sürdüğü dünyamızda pazarlama sırası suya geliyor.

Su, sermaye için de artık ‘hayati’ bir mesele olmuştur. Su azalıyorsa buradan para kazanılır! Serbest piyasa ekonomisinde azalan metanın değeri artar! Bir de bu meta tüm insanlığın en temel ihtiyacı ise yani müşteriler hazırsa kolları sıvamak lazım... Eğer yasalar müsaitse hemen işe başlamak lazım, yok değilse hemen gerekli yasal düzenlemeleri yapıp bir an önce işi bitirmek lazım!

Dereler-göller, devlet tarafından özel firmalara satılır-kiralanır oldu. Sular şişelenerek satılmaya başlandı. Suların pet şişeler, bidonlarla satılmaya başlanmasıyla musluktan akan suyun kalitesi gittikçe düşmeye başladı, yemek yapabilecek ve içilebilecek bir su olmaktan çıktı. Çünkü var olan arıtma tesislerinin geliştirilmesi ve yeni tesislerin yapılması gerekirken var olan tesislerin tamirleri bile yapılmamaktadır.

Asıl Kaynaklar
Bir taraftan su metalaştırılmasından diğer taraftan da su sıkıntısından bahsediliyoruz. Su sıkıntısının nedenini genel olarak ikiye ayırabiliriz: küresel ısınma ve yanlış su yönetimidir. Küresel ısınma da enerji, sanayi gibi birçok konuda yanlış politikanın sonucu olarak su varlığını tehdit ediyor. Diğer yandan suyun ilk var olan noktadan alınıp son kullanıcıya getirilene kadar geçtiği yollardaki plansızlık ve bu yol üzerinde ticaret yapanlar su sıkıntısını daha da arttırmakta. Sorun daha ilk olarak bulunduğu nokta olan havzadan başlamaktadır. Etkin bir havza yönetimi oluşturmadan su politikalarını belirlemek ve halktan su konusunda tasarrufa gitmelerini istemek tek başına sorunu çözmez. Çünkü bugün tarımda ve sanayide kullanılan suyun oranı %85’i bulmaktadır. Önce burada alınması gereken önlemler tartışılmalıdır. Dünyada 1 milyar 393 milyon 500 bin kilometre karelik hacme sahip suyun yokluğu değil onun nasıl kullanıldığı önemli. Bugün ev ortamında kirlenen bir suyun geri dönüşü sanayide kullanılan sudan çok daha kolaydır. Su kaynaklarının kirlenmesi çok büyük oranda sanayi atık sularından kaynaklanmaktadır.

Su havzalarına baktığımızda yoğun bir yapılaşma ve buna bağlı olarak havzanın tahrip olduğunu görmekteyiz (İstanbul’da Elmalı ve Ömerli su havzaları). Ve havzaya, çevre sanayi kuruluşlarının vermiş olduğu zarar gittikçe artmaktadır. Küçükçekmece gölüne bakarak bir içme suyu havzasının harcandığını görebiliriz. Yine İstanbul ve çevresindeki pek çok havza benzer sorunla karşı karşıya. Belediyeler yakın havzaları kirletilmesine göz yumarken içme suyu için kilometrelerce uzaklara gitmekteler, borular döşemekteler inşaatlar yapmaktadırlar.

Bugün su konusunda pek çok üniversitede öğretim üyeleri ve öğrenciler araştırmalar yapmakta tezler- projeler hazırlamaktadırlar. Bunların çoğunu lisans- yüksek lisans- doktora tezleri oluşturmaktadır. Artık hazırlanan bu tezlerin- projelerin birer formaliteden çıkarak, su konusunda dünya genelinde bir planlamanın ya da teker teker su kaynaklarının planlanmasının bir parçası olmak zorundadırlar.

‘Su Sorunu’ sudan bir mesele değildir. Yaşamın kendisidir.