‘Sudan Bir Mesele’
‘Su Hayat’tır’. Bu cümleyi bir yerlerden
hatırlıyorsunuzdur. Pek çok yerde duymuşuzdur ya bir reklamda duydunuz
ya da aldığınız bir suyu şişesinin üzerinde görmüşsünüzdür. ‘Su
Hayat’tır’, suyu para ile satan bir firmanın kullandığı bir slogan.
Doğrudur su yaşamdır ve başta insan metabolizmasında olmak üzere doğada
gerçekleşen pek çok olay su içerisinde ya da su aracılığı ile
olmaktadır. Bugün Mars’ta yaşam olup olmadığı araştırılırken önce su
var mı yok mu o tespit edilmeye çalışıyor. Suyun varlığı yaşama dair
bir belirti olarak kabul ediliyor. Yaşamamız için, içmek, yemek
yapabilmek, yıkanabilmek vs. işleri yapabilmek için suya ihtiyacımız
var.
Suyun yaşam olduğu aksi iddia edilemez bir gerçek; ancak bugün bu
gerçeğin karşında durmak yerine onu kullanmak istiyorlar. ‘Su
Hayat’tır’ diyenler suyu satmayı ‘Su üzerinden nasıl daha fazla para
kazanırım’ ı düşünüyorlar. Küresel ısınma denen şey su kaynaklarını yok
etmekte, dünya nüfusuysa artmakta. Su da ister istemez azalıyor.
Serbest piyasa ekonomisinin hüküm sürdüğü dünyamızda pazarlama sırası
suya geliyor.
Su, sermaye için de artık ‘hayati’ bir mesele olmuştur. Su
azalıyorsa buradan para kazanılır! Serbest piyasa ekonomisinde azalan
metanın değeri artar! Bir de bu meta tüm insanlığın en temel ihtiyacı
ise yani müşteriler hazırsa kolları sıvamak lazım... Eğer yasalar
müsaitse hemen işe başlamak lazım, yok değilse hemen gerekli yasal
düzenlemeleri yapıp bir an önce işi bitirmek lazım!
Dereler-göller, devlet tarafından özel firmalara satılır-kiralanır
oldu. Sular şişelenerek satılmaya başlandı. Suların pet şişeler,
bidonlarla satılmaya başlanmasıyla musluktan akan suyun kalitesi
gittikçe düşmeye başladı, yemek yapabilecek ve içilebilecek bir su
olmaktan çıktı. Çünkü var olan arıtma tesislerinin geliştirilmesi ve
yeni tesislerin yapılması gerekirken var olan tesislerin tamirleri bile
yapılmamaktadır.
Asıl Kaynaklar
Bir taraftan su metalaştırılmasından diğer taraftan da su
sıkıntısından bahsediliyoruz. Su sıkıntısının nedenini genel olarak
ikiye ayırabiliriz: küresel ısınma ve yanlış su yönetimidir. Küresel
ısınma da enerji, sanayi gibi birçok konuda yanlış politikanın sonucu
olarak su varlığını tehdit ediyor. Diğer yandan suyun ilk var olan
noktadan alınıp son kullanıcıya getirilene kadar geçtiği yollardaki
plansızlık ve bu yol üzerinde ticaret yapanlar su sıkıntısını daha da
arttırmakta. Sorun daha ilk olarak bulunduğu nokta olan havzadan
başlamaktadır. Etkin bir havza yönetimi oluşturmadan su politikalarını
belirlemek ve halktan su konusunda tasarrufa gitmelerini istemek tek
başına sorunu çözmez. Çünkü bugün tarımda ve sanayide kullanılan suyun
oranı %85’i bulmaktadır. Önce burada alınması gereken önlemler
tartışılmalıdır. Dünyada 1 milyar 393 milyon 500 bin kilometre karelik
hacme sahip suyun yokluğu değil onun nasıl kullanıldığı önemli. Bugün
ev ortamında kirlenen bir suyun geri dönüşü sanayide kullanılan sudan
çok daha kolaydır. Su kaynaklarının kirlenmesi çok büyük oranda sanayi
atık sularından kaynaklanmaktadır.
Su havzalarına baktığımızda yoğun bir yapılaşma ve buna bağlı
olarak havzanın tahrip olduğunu görmekteyiz (İstanbul’da Elmalı ve
Ömerli su havzaları). Ve havzaya, çevre sanayi kuruluşlarının vermiş
olduğu zarar gittikçe artmaktadır. Küçükçekmece gölüne bakarak bir içme
suyu havzasının harcandığını görebiliriz. Yine İstanbul ve çevresindeki
pek çok havza benzer sorunla karşı karşıya. Belediyeler yakın havzaları
kirletilmesine göz yumarken içme suyu için kilometrelerce uzaklara
gitmekteler, borular döşemekteler inşaatlar yapmaktadırlar.
Bugün su konusunda pek çok üniversitede öğretim üyeleri ve
öğrenciler araştırmalar yapmakta tezler- projeler hazırlamaktadırlar.
Bunların çoğunu lisans- yüksek lisans- doktora tezleri oluşturmaktadır.
Artık hazırlanan bu tezlerin- projelerin birer formaliteden çıkarak, su
konusunda dünya genelinde bir planlamanın ya da teker teker su
kaynaklarının planlanmasının bir parçası olmak zorundadırlar.
‘Su Sorunu’ sudan bir mesele değildir. Yaşamın kendisidir.