Nükleer mi? Ya Patlarsa!
Bu sorunun cevabını 1986 yılında başta Doğu
Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünya çok acı bir şekilde “yaşadı”.
Yıllar sonra bile patlamanın bıraktığı “miras” olan kanser, canlar
almaya devam ediyor. Çernobil en büyük nükleer kazasıydı ama nükleer
santraller herhangi bir kaza yaşanmasa bile çevreye radyasyon
yayıyorlar. Bu da dağa taşa, ovaya, tepeye, yiyeceklerimize yani bütün
çevremize yayılıyor.
Türkiye’de yarım asırlık süreçte 4 kez gündeme gelen, 3 kez ihale
edilen nükleer santral inşaatı projesinin son ihalesi, çeyrek asır önce
düşünülen Mersin Akkuyu’da karar kılınarak 23 Eylülde yapıldı. Nükleer
santral inşaatı ihalesi için 13 grup ve şirket şartname aldı. 5 şirket
teşekkür mektubu verirken sadece Türk-Rus ortaklığı olan
Atomstroyexport- Inter Rao- Park Teknik Ortak Girişim Grubu’ndan teklif
geldi.
Uzun süre kamuoyunda tartışılan nükleer santral yapımı, ihalenin
yaklaştığı tarihlerde Enerji Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı ihalenin
ertelenmeyeceğini, şirketlerin talep etmesine rağmen nükleer santralin
yapılacağını dile getirmişlerdi. Ancak ihalede tek teklifin verilmesi
nükleerciler cephesinde hayal kırıklığına neden oldu. İhalede Rus- Türk
ortaklığı tarafından tek teklifin verilmesi nükleerde enerjiden
vazgeçileceği anlamına da gelmiyor. İhale yeniden yapılabilir; ancak
AKP hükümeti ihaleden önce olduğu gibi nükleer santral inşaatında
ısrarlarına devam edecek.
Ertelenmeyen ihalede verilen teklif değerlendirilerek olağan
prosedür uygulanacak. Verilen 3 zarftan ilkini değerlendiren ihale
komisyonu, 2 zarfı onaylayarak TAEK’e gönderdi. TAEK’in de
onaylamasının arkasından elektrik üretim miktarları ve satış
fiyatlarının yer aldığı üçüncü zarf ihale komisyonu tarafından
değerlendirilecek. Uygun bulunması halinde teklif, bakanlar kurulunun
onayına sunulacak.
Nükleerciler 2015’de elektrik üretimine başlaması planlanan nükleer
santralin elektrik enerjisi üretimi içinde nükleer santrallerinin
payını 2020 yılına kadar en az yüzde 8, 2030 yılına kadar ise yüzde 20
olmasını hedefliyorlar. Ancak Türkiye’nin yıllık enerji talebindeki
artış yüzde 8–10 arasında olmaktadır. Bu da santrallerin sayının
artmasını, diğer çeşitli yerlerde de santraller kurulmasını gündeme
getirecektir.
Şirketler kendi derdinde...
Nükleer santral ihalesi için şartname alan şirketler, küresel
dalgalanma ortamında kredi bulma sorunu yaşandığını ve garantilerin
yeterli olmadığını öne sürerek ihalenin 6 ay ertelemesini talep
etmişlerdi. Ancak bu talep hükümet tarafından kabul görmemişti.
Nükleerci şirketlerin diğer konularda da henüz istediklerini almadılar.
Sundukları soru ve taleplerden çok büyük bir kısmına cevap bulmuş
değiller. Özellikle tesis döneminde veya santral üretime başladıktan
sonra yaşanabilecek olası bir durdurma (mahkeme kararı, hükümet
politikası değişikliği gibi) neticesinde o güne kadar yapılan yatırımın
akıbetinin ne olacağının konusunda devletten taahhütler almak istiyor.
Satın alma garantisinin süresinin uzatılması ve 2030 yılı sınırının
kaldırılması talep ediliyor. Nükleer güç santralinin işletmeden
çıkarılması ve sökülmesi ile radyoaktif atıkların geçici olarak
saklanması, söküm sonunda kalıcı olarak bertaraf edilmesine ilişkin
sorumlulukların çerçevesinin belirlenmesi konularında devletle
pazarlıklara devam etmek istiyor. Kısaca karlı bir alış-veriş yapmak
istiyorlar.
Türkiye nükleer enerji ihalesi düzenlerken dünyada da Uluslararası
Enerji Ajansı (UEA) 32 yıllık tarihinde ilk defa dünya çapında yeni
nükleer santrallerin yapılması için çağrıda bulundu. Radikal
denebilecek çağrıya gerekçe olarak ise hızla artan çevre kirliliği ve
kesintisiz enerji ihtiyacı gösterildi. Ve aynı günlerde ABD de
Hindistan ile nükleer anlaşma imzaladı.
Yalanlar silsilesi
Nükleer santral kurulumda, nükleerin “dışa bağımlılığın azaltılması
ve çevre kirliliği açısından en temiz enerji elde etme yöntemi” olduğu
öne sürülmektedir. Ancak önce ülkemizde yürütülen enerji politikalarına
ve çevre politikalarına bakmak gereklidir. Nükleer konusunda ısrar eden
hükümet, rüzgâr ve güneşi kullanarak elektrik enerjisi elde etmek için
özel şirketlerin buralara sermaye aktarmasını beklemekte. Enerji
politikalarında referans aldığı nokta sermayenin tercihleri olmaktadır.
Türkiye’de ne uranyum rezervi var, ne de bu rezervleri kullanacak
teknoloji ve sanayi altyapısı var. Nükleerin bütün teknolojisini,
santralini, araçlarını yurtdışından alacağız, ayrıca nükleer santral
ihalesine bile ağırlıklı olarak yabancı şirketler katılmakta. Özetle,
nükleer enerji dışa bağımlılığımızı çok daha fazla arttırıyor.
Nükleer tartışmaları daha da uzun süreceğe benziyor ve nükleer
tartışmalarında en önemli nokta önümüzdeki yirmi yıl planlanacak. Bu
nedenle nükleer tartışmalarının asli taraflarından biri de liseli,
üniversiteli gençliktir.